VAYARKADAS

Grey is the new black, always.

Öyle de oldu.

"İyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı. 
Sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar. 
Ya da hiçbir şey çıkmaz.”

-Oğuz ATAY / Korkuyu Beklerken

zamanında zamanımı çalmış şimdi birbirimizi merak bile etmediğimiz tüm kadın, erkek ve diğerlerine… Öptüm.
Benden selam olsun. 

zamanında zamanımı çalmış şimdi birbirimizi merak bile etmediğimiz tüm kadın, erkek ve diğerlerine… Öptüm.

Benden selam olsun. 

bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak
çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak
su yasak rüzgâr yasak açık kapılar yasak
belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhınAtilla İlhan
bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak
çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak
su yasak rüzgâr yasak açık kapılar yasak
belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın

Atilla İlhan

(Source: robertbermangallery.com, via 2headedsnake)

İnsanın unuttuğu bir şeyle bir anda karşılaşıp hatırlaması ne güzel değil mi?

eğer unuttuğu şey çok güzelse…

Sanki bir masalın içindeymiş gibi. Bir adam var kötülerin en başı! İyiler ona doğru ne söylese çelik zırhlarından sekip yine iyilere saplanıyor okları…

Haberleri okuyorum. Hayatım boyunca hiç okumadığım kadar, sanki bana yazılmış mektuplarmış gibi okuyorum. Her gün yeni bir ölüm haberiyle sanki süngermiş gibi tüm acıları içine çekip ‘kahır’a dönüştüren kalbimin üzerine kaybolmasın diye bir iğne daha batırıyorum. Sonra işime dönüyorum. Bir şeyleri pazarlamak için yazılar yazıyorum, insanlara haber ediyorum, ‘mutlaka görmelisiniz’ diye sesleniyorum. Bir an aklıma geliyor ama ölen insanlar, onların aileleri… Çocukları aklıma geliyor en çok. Canları nasıl yanıyordur diye düşünürken bana da yaşatmasın diye dua ediyorum, bencilce belki, uzak duruyorum. Nefesin kesilip ölmenin ne demek olduğunu anlamaya çalışırken ‘yemek yiyelim haydi’ diyor biri. Gidiyorum. Çok lezzetli şeyler yiyorum. Sonra kursağıma düğümleniyor bir lokma. Orada büyüyor, mideme inene kadar canım yanıyor. Sanki hiç hak etmiyormuşum gibi geliyor, kendimi suçluyorum. Birileri çok acı çekerken ben normal olmaya çalıştığım için yanaklarım kızarıyor utançtan. Çaktırmamak için  ‘sıcak mı oldu?’ diyorum. “Sıcak mı? Yanarak ölenlerin yanında ne kadar da şımarıksın, sıcak mı?”. Sonra hafta sonu oluyor. Kursa gidiyorum. Diyor ki çok sevdiğim hocam; “kahraman yolcuğu bittiğinde değişmeli. Bir son bulamayınca sıkışıp da öldürmeyin kahramanı, gerçek bir son yazın”. Allah bu kadar sıkışmış olamaz diyorum, bir sürü kahramanın öldüğüne inanamıyorum. Gözümün dibine kadar gelen yaşı geri itiyorum. Zorluyorum. Sonra çıkıyorum, yeşillikler dolu bahçeden yürürken bir karton bardakta kahve alıyorum, tam parasını ödeyecekken… ‘babası ölmüş küçük bir çocuğun ne kadar işine yarar bu kahve parası’ diye düşünüyorum. Yine kızarıyorum. Çıkıyorum oradan da… Yürürken ayağımın altında bir kıtırtı duyuyorum dönüp bakamıyorum. Sümüklüböcek ezmiş olabilirim diye aklım çıkıyor. Bakıyorum bir plastik parçasıymış. Çok rahatlıyorum. Oysa insanları ezen insanlar var ayaklarının altında, hem de iyi insanları. Ödeyemedikleri borçlarının miktarını bile telaffuz etmeye utanan çok iyi insanları ezen ne olduğu belirsiz insanlar var. Allah’a inandıklarını söylüyorlar bağıra bağıra. Okuduğum din kitaplarında sadece derin sevgi duyup gözlerimi sulandıran Allah’la aynı mı? Aynıysa ben yokum diyorum.

Eve gidiyorum. Evimi öyle çok seviyorum ki. Tam oturup mutlu olacağım anda sert bir zil sesi gibi çınlıyor içimde gördüğüm bir fotoğraf karesi. Bir çocuğun bir mezar başındaki duruşu. O çocuğun 30 yaşını düşünüyorum. Ya öyle, ya da böyle olur diyorum. Sonra kaydırıyorum parmağımı dokunmatik ekranın üzerinden. Bir spor salonun reklamını görüp ‘kilo vermeli’ diye geçiriyorum içimden. Koşmaya başlarken bedenimden önce zihnim, tam alnımın ortasına bir kurşun isabet ediyor. Kendime geliyorum. Devam ediyorum parmağımla tüm olanları ekranın üzerinden kaydırmaya… Avucumun içine sığan kötü dünya ile bir çocuğun evrenlere sığmayacak kadar renkli hayal dünyasını karşılaştırıyorum. Kim, neden bular ki bir çocuğu kötülüğe diye içim yanıyor. O çocukların hepsine sarılmak istiyorum, sımsıkı sarılmak. Onlara verecek gücüm yok biliyorum, onlardan güç almak istiyorum.

Birilerini eğlenirken görünce sinirleniyorum. Niye ki? Ben farklı ne yapıyorum. Canımın yanıyor olması kimseye yardım ettiğim anlamına gelmiyor. Arkadaşlarım geliyor, unutuyorum bir an. Sonra bir şey bana yeniden hatırlatıyor her şeyi…

Rüyalar görüyorum, sıçrayarak uyanıyorum. Başıma ne gelse ‘hallederiz’ diyorum. Halledilemez olan onca şeyin arasından gülümsemek için zorluyorum kendimi. İçimde kapkara bir balonu şişiriyor okuduğum haberler, gördüğüm fotoğraflar. İyi bir şeylerin olduğuna inanmak istiyorum! Sonra ağlarken buluyorum kendimi… N’olur artık kimse ölmesin, gidenlerin acısı bize ömürlerce kere yeter.

Burdayım.
Yani senden bayağı uzakta.
Ama burdayım yani.
Her daim. 

Burdayım.

Yani senden bayağı uzakta.

Ama burdayım yani.

Her daim. 

Aşkın yüzünden düşen bin parçayı 
Toplamaktan yoruldum ben artık Pollyanna

Didem Madak; ne okumaktan ne hissetmekten bıkmayacağım kadın. Bu kadar da değme içimin içine. O daha çok küçük.

"Galiba ilk’ler değil önemli olan. Koşullar. Bir yaşta herkes dünyayı kendine göre görür, kendine göre yorumlar. Bu gördüğü, kurduğu, yorumladığı, genellikle doğrudur, yaratılışı doğrultusundadır…

‘Her şeyden biraz kalır’ diyor bir İtalyan atasözü. En inandığım doğrulardan biri. Söylemeden edemeyeceğim bir doğru da şu: Aşk söz konusu olduğunda, ikinci de, üçüncü de, sonuncu da ilk’tir.”

(Turgut Uyar, Temmuz 1979)

klişeden ölürüm bazen de.

 

Yakaladığı balık pek küçük olunca onu öper ve tekrar denize atar. Yanındaki balıkçı biraz şaşırarak; “Ne yaptın, hiç balık öpülür mü” diye sorar. Sait Faik’in cevabı şu olur: “Olsun, bu denizde benim öptüğüm bir balık dolaşıyor artık..”

 

Yakaladığı balık pek küçük olunca onu öper ve tekrar denize atar. Yanındaki balıkçı biraz şaşırarak; “Ne yaptın, hiç balık öpülür mü” diye sorar. Sait Faik’in cevabı şu olur: “Olsun, bu denizde benim öptüğüm bir balık dolaşıyor artık..”

(Source: kalpherzamansoldanatar)

Tüm doğum günlerine…

Tüm doğum günlerine…